gezi rehberi etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
gezi rehberi etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

27 Ocak 2011 Perşembe

ERASMUSDAN BANA KALANLAR

       
     5 aydır erasmus programı dolayısıyla geldiğim Litvanya'dayım.Artık son günlerim, birkaç gün sonra bütün yaşananları,bütün arkadaşlıkları geride bırakıp ülkeme dönüyorum.Çok karışık duygular içindeyim şuan:herkesi herşeyi çok özledim;gün sayıyorum artık,ama tabi bir burukluk da var.Burada yaşadıklarımı hiçbir zaman unutmayacağım,inanılmaz tecrübeler yaşadım burada,birçok ilkimi gerçekleştirdim, hayal bile  edemeyeceğim yerlere gittim,Avrupa’daki akrabalarımın hemen hepsini ziyaret etme şansına sahip oldum.İlk  günler bayağı sıkıntılıydı benim için,ama bunlar zaten bir yere alışma dönemimde geçirilen zorluklar imiş,çabucak toparlandım ve uyum sağlamaya çalıştım.Buradaki yaşantıya uyum sağlayabildim mi o biraz şüpheli de,ama hayatımı devam ettirebilecek kadarına evetJ Çünkü buradaki yaşantı,insanlar,insanların ahlak anlayışları çok farklı.Zaten ahlak anlayışı ya da etik denen bir şey yok,o değerlerden tamamen uzaklaşmış bir yaşantısı var Avrupa insanının.Aslında alkol almadıkları sürece çok iyiler,hoş sohbetler,saygılılar;ama içmeye başladılar mı hiç çekilmez,kaçmak gerek.


Tripler(geziler):

        Hiç bilmediğin bir yere kendi yaptığın ayarlamalarla gitmek kadar zevkli bir şey olamaz,bu zevk erasmusda  tavan yaptı benim için, hem de ülke bu  bazlı oldu ,yeni yerler keşfetmek,yeni insanlar tanımak,yeni diller duymak,yeni sistemler ve daha bir sürü yeniler.....
Her gezi hazırlığında aynı heyecanı duyduk.Masamın üzerinde bir Avrupa haritam var,oraya bakarak(geçişleri ayarlamak ve konumu daha iyi yorumlayabilmek için) ve her şeyden önemlisi rynair’den ucuz bilet yakaladıysan gitmemen için hiçbir neden yok:”trip to somewhere” diye başlardı.Sonra hostel faslı,hostellere mail atılır,pazarlık yapılır,tabi bu birkaç yere birden yapılır ki en ucuzu bulunsun.Çünkü hostellerde rezervasyonu internet üzerinden yapınca 2 euro kesinti oluyor ve mail yolu ile olduğunda daha ucuza da ayarlayabiliyorsun.Hosteller konusununda da hostelsclub.com’un emeği unutulmaz,en uygun hosteller orda olurdu çünkü:)Bu da ayarlandıktan sonra geriye ne kalır?gezilecek yerler,ülke ile ilgili bilgiler flan filan.Haritalar da gidilen ülkeden havaalanı,otobüs garı ya da tren garından tourist information’dan temin edilirdi,ilk gittimiz gezilerimizde haritalara para veriyorduk da sonradan işi öğrendik:)









Yolculuk günü Vilnius’dan Kaunas’a(çünkü rynair Kaunasdan kalkıyor) tren ile gidilir ordan da  havaalanına.Rynair’in çilesi bitmez,en ucuz biletler orda ama o verdiğin az para ile de rezil oluyorsun:)Zaten gittiğin ülkede center’a(merkez) gitmek için daha fazla para veriyorsun,örnek:Paris’den Stockholm’a 10 euroya uçak bileti aldık ama Paris’deki havaalanına gitmek için 30 euro verdik,trajikomik.Uçağa binmeden de seni rezil edip gönderirler,ayakkabılarını çıkarttırırlar falan,bazen çantadaki  çatalı fark ederler bazen de bibergazını fark etmezler(bi arkadaşın cebinde varmış,farketmemişler),uçağın içinde hele bir dakika bile o anonslar bitmez,sosyete pazarlarından beter,habire bir şeyler satmaya çalışırlar,smokers ile başlarlardı(sigara satıyorlardı),sonra parfüm,telefon kartı,aklınıza gelen gelmeyen her şey:)Ya çok erken kalkardı ya da geç….ah ryanair neler çektirdin.Çok param olursa hiç binmeyecem ryanaire bir daha:),Ama Allah var şimdi ryanairden olmasa bu kadar gezemezdik.
Buarada geziden önce bir  de yolluk hazırlamak gerekiyordu,yolluk diyorum da aslında yolda yemek için değil,gittiğimiz yerlerde yemek için,oralarda çok para harcamayalım diye kendimiz yapıp götürüyorduk.Genelde baget(Fransız ekmeği) ile ekmek arası falan yapıyorduk,bi de bisküvi falan.Bir ara işi abartıp patates falan bile kaynattık,hatta bazı arkadaşlar yumurta bile:)Her gittiğimiz ülke ayrı bir macera,ayrı bir güzledi.Bir kaç defa havaalanında falan yattık,bazen tren garında o kapanınca da otobüs garında devam ettik.Otobüs ile gittimiz ülkeler için  de bileti geceye alıyorduk ki,o gece için hostele para vermeyelim de yolda geçsinJTüm gün gezdikten sonra hostele zor varıyorduk,ayaklarımın ağrısından uyuyamıyordum geceleri.Hosteller de ayrı maceraydı,değişik değişik insalar vardı,hiç tanımadığın insanlarla aynı odayı paylaşmak zorunda kalıyorsun falan....İşte erasmusun gezi  yönü böyle geçti…..


Erasmus ilklerim:

       Pek çok farklı milletten insan tanıma fırsatı yakaladım erasmus ile,kültürlerini tanımaya çalıştım.Artık dünya haritası hakkında  biraz daha fazla bilgi sahibiyim,enazından gittiğim yerleri bir daha hiç unutmamJBir çok ilki burada yaşadım,aslında biçok insan için basit ilkler olabilr ama ben deneme şansına burada sahip oldum:Hindistan cevizi yedim(meyvesini alıp,kendimiz kırmaya çalıştık,biraz zor oldu tabi),mangoyu tattım,bikaç değişk meyve daha tattım da adlarını bilmiyorumJ,5d sinemaya ilk defa burada gittim,ilk defa burada bowling oynadım,buz pistinde kaymaya çalıştım ama başaramadım,ayakta durmayı bile başaramadım buzdaJ,pitona dokundum hatta tutup foğraf çektim,kuşu elime aldım(normalde korkarım da),ata bağlanmış kızakta kaydım,canlı domuz gördüm,domuz etinin o iğrenç kokusuna maruz kaldım çok sıkL,bukadar sarhoş ve alkol kullanan insanı bir arada görüdm,çok farklı ülkelere gittim…….bunlar şimdilik aklıma gelenler.




Artık bavul toplama vakti geldi,normal hayatıma dönmem gerek. Dersler,okul,projeler,sınavlar,kongreler,konferanslar.....Bu erasmus süresinin  benim için en olumsuz ya da tek olumsuz yanı,bölümle ilgili kendimi geliştirecek zamanı yaratamamış olmamdır.Gelişmelerden ve kendimi bölümle ilgili kendimi geliştiremekten uzak kaldım,ama bana okadar çok şey kattı ki o yüzden pek de üzülmüyorum,o açığımı da artık gelecekte kapatırım..
Bana kalan öğrendiklerim,edindiğim ilginç tecrübeler,fotoğraflar,bozuk para koleksiyonumu zenginleştiren paralarım,bol bol fotoğraf,farklı milletlerden arkadaşlarım ve erasmusa beraber gittiğimiz arkadaşlarda konuşup gülüşecek bolca malzeme oldu:)




7 Ekim 2010 Perşembe

Letonya gezisinden aldığım notlar.....

          
            Geçtiğimiz haftasonu arkadaşlarla beraber gerekli ayarlmaları yapıp Letonya’ya gittik.Orda 3 gün geçirdik.Vilnius’dan Letonya’nın başkenti Riga’ya gittik.Otobüs ile Vİlnius’dan Riga’ya 4-5 saat sürüyor.Bu yazımda Letonya’daki gözlemleri ve edindiğim bilgileri sizlerle de paylaşmak istiyorum.Önce Letonya ile ilgili birkaç bilgi vermenin faydalı olabileceğini düşünüyorum(Gitmeden önce bazı notlar almıştım onlardan ve gözlemlerimden  aktarımlar yapacağım):

*Letonya Kuzey Avrupa’da yer alan bir Baltık ülkesidir,2004’den itibaren de AB üyesidir,
*Nüfusu 2,300,000 civarındadır.Nüfusunun yarıya yakını Ruslardan oluşmaktadır(Rusya’dan kopma bir devlet olduğu için),
*Resmi dilleri Letonca’dır.Letonca Hint-Avrupa dil ailesindendir,
*Letonya özellikle Litvanya ile karşılaştırdığım zaman bayağı  gelişmiş bir ülke, gözlemlediğim kadarıyla  insanları daha modern (giyimleri gibi) ve eğitimli (güzel aksanlı bir ingilizceleri vardı) görünüyorlardı. Aynı zaman da çok zengin bir ülke,bu şehirlerinin bakımlılığından para birimlerinin çok değerli olmasından(özellikle para birimlerinin Eurodan daha değerli olduğunu öğrenince çok şaşırmıştım) ve pahalılıktan anlaşılabiliyor.
Para birimleri “Lat” ve 1 Lat=2.78 TRY=1.41 EUR’dir.
Orda bir şeyler alacağımız zaman çok ucuz gibi görünüyordu örneğin otobüs biletlerinin 0,50 lat (1.400 TRY)  olması,çok ucuz gibi görünüyor fakat Türk parasına ya da Litasa çevirdiğimizde(özellikle litasa çevirdiğimizde şok geçiriyorduk) çok da ucuz olmadığını anlıyorduk.

*Letonyanın başkenti Riga’dır.Riga "Kuzeyin Parisi" olarak anılan bir şehir.Paris'i görmediğim için karşılaştırma ya da benzerlik kurma şansım yok ama Riga gerçekten büyüleyici bir şehirdi.Riga şehrin ortasından geçen Daugava Nehri ile Baltık denizine açılır.Nehir şehri ortadan ikiye ayırmıştır ve iki yakayı birleştiren köprüler vardır,bu köprülerden biri tren yolu olarak kullanılırken  diğer köprüleri de  taşıtlar ve yayalar kullanıyor.
Riga Baltık devletleri içindeki en büyük şehirdir.
”Vecriga”,şehrin kurulduğu yer olan tarihsel merkezi UNESCO  Kültür Mirası’na kabul edilmiştir ve sadece Viyana,St.Petersburg ve Barcelona ile karşılaştırılabilecek güzellikteki Art Nouveau yapılarıyla ünlüdür,şehirde dolaşırken bu yapılarla karşılaşmak mümkündür.Duvarlarda insan  ve diğer canlıların figürleri ilginç bir görünüm katıyor.Bu sanat yapısından birkeç kareyi sizlerle paylaşmak istiyorum:





Riga’da ulaşım tramvay,traylaybus ve otobüsler ile sağlanıyor ve tramvayın şehrin ortasından geçmesi  şehre mistik bir hava katıyor.
Yürüken  çok sayıda değişik ve tarihi yapıya rastlamak mümkün,ayrıca bu yapılar diğer bütün şehirlerde olduğu gibi tek bir bölgede yoğunlaşmamış,herhangi bir noktasında yürürken de bu yapıları görme şansınız oluyor.
Şimdi Riga’da bizim de gezdiğimiz ve tavsiye edebileceğim birkaç yeri resimler  ve kısa bilgiler ile tanıtmaya çalışacağım:

Riga tv and radio tower(tv ve raddyo kulesi):
 Baltık ülkelerindeki en yüksek yapı olan kule 1979 yılında inşa edilmiş yüksekliği yaklaşık  368 m dir ve Avrupa'daki en yüksek üçüncü yapıdır.Kuleyi hemen hemen şehrin her noktasından görebilmek mümkündür.Özellikle St.Peter Church Tower'a çıktığımız zamanki görüntüsü muhteşemdi.Eyfel Kulesi'ne benzer bir görüntüsü var.İşte kilisinin kulesindeki görüntüsü:




St.Peter Church and Tower(St.Peter Kilisesi ve Kulesi):
1660'larda tahtadan inşa edilmiş gothik mimari tarzında bir yapıdır.Kilise old townda yer almaktadır.2 lat verip kuleye çıkmak mümkündür,bunu şiddetle tavsiye ederim çünkü kuleden şehrin her yerini görebilirsiniz ve manzarası harikaydı.İşte Kilisenin ve kulesinden çektiğim birkaç manzara:

Kilise ve kulenin görüntüsü:


Blackhead house ile kilisenin meydandan çekilmiş resmi:


Solda Swed Bank binası, saat kulesi gibi görünen Dome Square ve boğaz köprüsünü andıran köprü:


Eyfel kulesine benzeyen: Tv Tower,açık kahverengi yüksek bina: enstitü binası ve  birbirine benzeyen 4 binadan oluşan Central market(eski alışveriş merkezi)


Blackhead House(karakafalıların malikanesi):
Yapı old townda yeralmaktadır.Mimarisi çok farklı ve büyüleyici idi,içine giremedik,sanırım ziyaretçilere açık değil.Bizim gittiğimiz gün Letonya'da önemli kişilerin bir araya geldiği bir buluşma vardı.



National Museum:
Nehrin kıyısında yer alan müze Letonya tarihi ve yaşantısı ile ilgili temaların sergilendiği bir müzedir.


Freedom Monument(Özgürlük anıtı):


Letonya'da görmek için sabırsızlandığım  yerlerden birtanesi idi.Pisetas kanalını ve parkını geçtikten sonra karşınıza bütün ihtişamıyla Özgürlük Anıtı çıkıyor.Özgürlük Anıtının üst kısmında elinde 3 yıldız taşıyan Milda adındaki kız heykeli var.Bu 3 yıldız Letonya'daki 3 tarihi  bölgeyi temsil ediyormuş: Kurzeme,Latgele,Vidzeme.Özgürlük anıtının olduğu meydanda özgürlüğü hisseder gibi oldum ve bu özgürlük hissinin hiç bitmemesi için o havayı içime çektim.


*Gezimizin 2. gününde Riga'dan 25 km uzakta Jurmala adındaki tatil kasabasına gittik.Oraya gidebilmek için şehir merkezindeki  tren istasyonundan 0,89 lat'a(öğrenci)  ödeyerek  her 20 dakikada bir kalkan  trenlerden  kullandık,30 dakikalık tren yolculuğundan sonra Jurmala'ya vardık.Jurmala 32 km kumsalı olan,Lielupe Nehri ve çam ormanlarından oluşan harika bir tatil kasabası.Kumsalı müthişti ve suyu çok berraktı,denize atlamamak için kendimizi zor  tuttuk:)İşte bu meuhşem kasaba ve kumsalından birkaç kare:






Hiç unutamayacağımız birkaç gün geçirdik...........

DERYA GÜNDÜZ

28 Eylül 2010 Salı

Erasmus ekibi ile Litvanya Gezintisi(Trip to Lithunaian Seasides)



           Erasmus'da olduğum süre boyunca sanırım teknik konularda yazmaya pek fırsatım olmayak gibi görünüyor:)(bölüm açısından pek olumlu olmasa da bu dönem gezmeye biraz daha fazla zaman ayıracakmışım gibi görünüyor:))

            Zamanım ve Türkçem yettiğince Erasmus süresince yaşadıklarımı,gözlemlerimi,maceralarımı kişisel sayfamda paylaşmak istiyorum(biraz günlük misali olacak ama olsun......) 

          Bu haftasonu Erasmus öğrencileri ile Iro'nun(International Relation Office) düzenlediği "Trip to  Lithunaian Seaside"  gezisine katılma şansına sahip oldum.Cumartesi sabahı  2 otobüs ile yola çıktık.Bizim bindiğimiz otobüs 2 katlı otobüstü.Çocukluğumdan beri  hep 2 katlı otobülere binmeyi  istemişimdir(çok mahsum ve gerçekleştirilmesi çok zor olmayan bir hayal olsa da gerçekleşmemişti şimdiye kadar:)),bu ilikimi de Erasmus ile yaşadım.Arkadaşlarla otobüsün üst katının en önünü kaptık,önümüz apaaçık olduğu için  harika manzaraları izleme imkanına sahip olduk.Rotamız  Kaunas-Panemunė – Ventės Ragas – Klaipėda – Kuršių Nerija-Nida şeklinde idi.İlk gün Vilnius'dan başlayarak Klaipeda'ya kadar geze geze gittik,otele vardığımızda saat 9 olmuştu.İlk günkü yolculuğumuz boyunca Litvanya köylerini gördüm ev yapıları,doğası çok hoşuma gitti.Köylerinden birinin görüntüsünü sizle de paylaşmak istiyorum:


       İlk olarak Raudondvaris (red manor)   denen Kaunas'a yakın bir yerde durduk orada Festival vardı,Havest Autumn Festival-mevye sebze toplama zamanı bitince yaptıkları bir festival imiş,Geleneksel Litvan giyim-kuşamı;festivalden bir görüntü:


            ormanda biraz gezinti yaptıktan   sonra castle of Raudonė(Raudone kalesi)  gezdik,doğası muhteşemdi, hertaraf yemeyeşil idi,gerçi Litvanya'nın her tarafı  ormanla kaplı,oksijenden çarpılacam diye korkuyorum biara; malum alışkın değiliz bukadarına:)Kale 33 metre yüksekliğinde idi,kaleden görünen manzara büyüleyiciydi,Nemunas Nehri ve yeşilin kombinasyonu;castle of Raudonė'den birkaç kare:










        Raudone kalsinden sonra  Rambynas Dağına çıktık,dağ diyorum ama Türkiye'de ona "tepecik" bile  denilmez,Litvanya düz bir coğrafi yapıya sahip olduğu için yükseltileri de dağ olarak adlandırıyorlar,otobüsle dağın zirvesine çıktık,aşağısında yaklaşık 10 dakika kadar inilen ahşap merdivenler vardı,merdivenleri bitirince Nemunas Nehrine vardık,bir de merdivenlerin çıkması vardı ki bayağı yorucu idi.Ama dağın tepesindeki manzar müthişti,işte o müthiş manzaralar:







Vee ogün içinde en çok beğendiğim yer-Ventės Ragas - bird ringing station(Türkçeye kuş cenneti olarak çevrilebilir)Binlerce çeşit kuşun olduğu ve kuşlarla ilgili araştırmaların yapıldığı bir yer idi,ayrıca Baltic denizini gördüğümüz ilk yerdi,daha doğrusu Curonian Lagoon(lagün-yani denizin bir parçasının kara ile çevrilmesi sonucu oluşan yapı).Ayrıca bi bilgi daha eklemek istiyorum:Curonianlar Litvanya'da yaşamış bir etnik grup  imiş.Lagünün biraz dah netleşmesi için bu haritaya göz atabilirsiniz:




       Burada dünyada kuş sesi çıkarmada 1. ve 2. olan amcalarla tanıştık,bize kuşlardan,göç yollarından falan bahsettiler biraz.Dünyada kuş sesi çıkarmada 1. olan amca 7000 çeşit kuş sesi çıkarabiliyormuş.Ayrıca o gün benim içn bir ilk daha gerçekleşti:Bikaç kişi seçip ellerine  kuş veriyorlardı,bana da vermek istediler ilk başta korktum ama amca ısrar edince alıverdim,hayatımda ilk defa kuşu elime aldım,o elimde çırpındıkça içim titriyordu:)sonra kuşları özgür bıraktık,ben memleketime uçurdum.......

Kuş cennetinden birkaç güzel kareyi sizle paylaşayım:









      Böylece O günkü gezimizi bitirmiş olduk,akşam 8 9 gibi Klaipeda'ya vardık,otele yerleştik ve zaman kaybetmeden:) şehirde turlamaya başladık.Litvanya'nın 3. en büyük şehri olan Klaipeda turistik bir yerdir ,yazları turist akınına uğruyormuş,.Ama bizim gezdiğimiz gece sokaklar boşboştu,şehir çok sessizdi,mevsimden kaynaklı galiba.Old town'da biraz gezindik,yapılar çok güzeldi.Klaipeda'dan üstte bahsettiğim gibi Curonian Lagoon geçiyor(kapalı deniz).
Geceyi Amberson Otelinde geçirdik,otelimiz Klaipeda'nın en güzel oteli imiş,baya lüx bir yerdi:)
            Sabah 9da tekrardan buluştuk ve artık Baltic denizindenki gezitinlere başlamanın zamanı gelmişti(benim sabırsızlıkla beklediğim kısım).İlk olarak feribot ile karşıya geçtik,yani lagünün karşı tarafına geçmiş olduk .Witches' Hill, unique Parnidis sand dune in Nida   olarak tanımlanan tepeye tırmandık,Otobüsten inip yürümeye başladığımız zaman,adeta çölü andıran bir sahada yaklaşık 15 dakika kadar yürüdük,sonrasında denizi görebileceğimizi hiç tahmin etmezdim.Bu kısa yolculuğun sonunda uçurumun aşağısında Baltic denizi görünüyordu,bir tarafta da ormanlık alan ,çok güzel bir kombinasyondu,manzalar harikaydı.Dayanamayıp ayakkabılarımı çıkardım,kumda yürüdüm,çok zevkliydi.Baltic denizinin kumu da Türkiye'dekilere göre çok farklıydı,beyaz şeffaf bir görüntüsü vardı.
İşte bahsettiğim harika manzaralar:










       Bir de size Amber taşından bahsetmek istiyorum:Amber taşı sadece Baltic denizinden çıkan,çok değrli yani pahalı bir taştır.Doğal ve işlenmiş şekillerini gördük.Geçen sene gelen arkadaşlar Klaipedaya giderseniz ordan mutlaka amber taşı alın diye özellikle tembihlemişlerdi ,orda daha ucuz olur demişlerdi.Gerçekten çok güzeldi,takılar yapılmıştı,tabi ben de tahmin edebileceğiniz gibi  kendime ve arkadaşlarıma hediye amber taşından yapılma aksesuarlar aldım.Bir de amber taşı ile ilgili en çok şaşırdığım şeylerden bir tanesi de bazı taşların içinde böceklerin olması idi,içinde böcek olması doğal hali imiş.
Şöyle amber taşından manzaralar:



Gezimizin son ksımında Nida'ya vardık.Nida ile ilgili de birkaç bilgi vereyim:Litvanya'nın şehirlerinden olan Neringa'ya bağlı olan Nida kasabası,Unesco tarafından korumaya alınmış,kumulu ile ünlü,Curonion  Spit olarak adlandırılan bölgenin en önemli kısımlarındandır.
Kasaba turistik bir yerdir ve çok güzel villalar inşa edilmiştir,orada 2 saat geçirdik fakat doyamadık.Sahilden,denizden taş topladık,sahil boyunca gezdik...Bu güzellikleri görebildiğim için kendimi gerçekten çok şanslı hisettim........
Ve son olarak beni büyüleyen sizinle de paylaşmak istediğimi birkaç kare:












Hayatım boyunca unutamayacağım güzel birkaç gün geçirdim,bu iki gün boyunca hava okadar güzeldi ki,Litvanya da ilk defa böyle güzel hava gördük.

Gözlemlediğim kadarıyla paylaşmaya çalıştım,umarım eğlenceli bir yazı olmuştur.......................



Derya Gündüz

21 Eylül 2010 Salı

Erasmus Günlüğüm.....


                                                     
               Geleli 20 gün oldu ve uzun zamandır yazmadığımın farkına vardım,özlediğimi itiraf etmek istiyorum:)
 Günlerimin nasıl geçtiğinden kısaca bahsetmek istiyorum.Gelişim ve ilk günlerim bayağı problemli olmuştu.Bütün aksiliklerin beni bulduğunu düşünüyorum o günlerde kötü bir psikoloji idi.Okuyan arkadaşlar ne oldu diye merak etmiş olabilirler anlatacak çok şey var ama okuyucularımı sıkmak istemiyorum oyüzden şöyle  bikaçını anlatayım.Türkiye'den Litvanya'ya Letonya uçak aktarmalı gelecektim normalde,aktarma yapılacak uçakta arıza çıkmış daha küçük bir uçak kullanacakları için herkesi alamıyacaklarmış,şanslı olarak da beni  ve bizim okuldan daha önce tanışmadığım arkadaşlardan 2 kişiyi seçmişler:)Türkiye'den çıktığımın ilk gününde hiç bilmediğim bir ülkede  havaalanında çaresiz  kaldım,valizleri almak sonra otobüsü bulmak işkenceydi.Lİtvaya'ya otobüsle geldik,gece yarısı vardıkYağmurlu,yorucu ve stresli bir gece idi.Sonra gelir gelmez bilgisayarıma bi haller oldu,çöktü,facebookumu kapatmışlar, çok sonra açabildim,2 gün boyunca ailemi arayacak telefon bulamadım,herkese telefon kartı verdiler,uçak faciasından dolayı mentörümle  görüşemediğim  için alamamıştım .Mentörüm ingilizce bilmiyormuş:)Kısmet işte....Öyle birkaç kötü günden sonra işler biraz daha yoluna girmeye başladı.Oda arkadaşım Çek Cumhuriyet'in,ilginç bir şahsiyet,kör topal geçiniyoruz.
Biraz güzel şeylerden bahsedeyim.
      İlk 10 gün oryantasyon haftası idi,bizi gezilere falan götürdüler:Vilniusu'un içini gezdik,Litvaya'nın başka şehirlerine gittik:Trakai,Kernave,oyunlar oynadık,dünyanın her yerinden erasmus öğrencileri var,onlarla tanışıp kültürlerini tanıma fırsatına sahip oluyorum.Güzel bir oryantasyon haftası oldu,Litvaya'yı kültürünü tanımamıza yardımcı oldular bu süreçte.Sonra da bizi azat ettiler,artık herşeyi kendimiz yapmak zorunda kaldık:okula nasıl gidecem,çarşıdan yurda nasıl dönerim,market nerde,ekmek almalıyım ve benzeri ve benzeri,yani yeni bir yaşantıya alışma aşamaları işte.Ama çok zorlanmadım şahsen,yol hafızamın falan çok kötü olduğunu düşünüyordum fakat,diğer arkadaşlarla karşılaştırınca çok da kötü olmadığımı anladım,gücümün farkına vardım:)
       Türkiye'den gelen arkadaşlarla buranın bir şehrine gezi düzenledik,kendi başımaıza trene atlayıp günü birlik Kaunas'a gittik:Turist olmanın keyfine vardık:elimizde harita sora sora gezdik.Vize problemimiz de olmadığı için Finladiya'ya bilet aldık,Polonya'ya da gitmeyi düşünüyoruz,bu haftasonu da okulun düzenlediği gezi ile  Baltic denizinin kıyısına gideceği.Gelmişken diğer ülkelere de gitmek  istiyorum.Finlandiya,Polonya,İsveç,Belçika,Almanya,Çek Cumhuriyeti,Letonya,Estonya gitmeyi planladığım ülkeler arasında.Zaten çoğunda da ya akrabam ya da bir arkadaşım falan var.
        Okul da başladı bu ara hangi dersleri alacağıma falan karar vermeye çalışıyorum,yaklaşık 2 haftadır denemek için birçok derse girdim ,bazısını beğenmeyip dersin yarısında kaçtım,bazısından vazgeçtim.Bakalım dersleri neyapacaz,pek zor olmayacağını düşünmüştüm fakat,her dersin labı var,ödev falan veriyorlar,biraz zorlayacak gibi sanki dersler.
      Şimdi de Avrupa'da ve Litvanya ile ilgili  bana çok farklı gelen birkaç şeyi sıralamak istiyorum:

--Hayatımda hiç görmediğim kadar sarışın ve yeşil gözlü insanı birarda gördüm , bir de hepsi birbirine benziyor sanki:)
--Hayatımda ilk defa bukadar sarhoş insanı birarda görüyorum,içkinin kokusunun nekadar rahatsız edici olduğunun farkına vardım.Burada içki çok ucuz,insanlar da su yerine içki tüketiyorlar;yaş ,cinsiyet,statü,ırk ayrımı olmadan gece gündüz içiyorlar,çantalarında içki taşıyıp susadıkları zaman da içiyorlar:)
--ilk defa domuz etinin o tiksinç,iğrenç kokusunu duydum,hayatımda duyduğum en kötü koku.Burdaki insanlar domuz etini çok tüketiyorlar,hemen hemen bütün ürünlerinin içinde domuz eti var.Biz de  bir şey alacakken çok dikkatli davranmaya çalışıyoruz.
--Sebzelerinin hiç tadı yok,patlicanı taneyle alıyoruz,biberi ise hiç alamadık bile:)Karpuz kavunu yarım yarım satılıyor.Biberler de 3erli paketlerde satılıyor.
--Bana en ilginç gelen şeylerden bir tanesi de tuvaletlerde su olmamsı,geçen sene gelen arkadaşlar söylemişti de hayal edememiştim,gerçekten de Avrupa'da hiç bir tuvalette su yokmuş.ayrıca temizlik anlayışları da  çok farklı.
--Halkı çok asık suratlı,kimse gülümsemiyor bile.Çocukları bile çocuk değil sanki.Bi parkın önünden geçerken dikkatimi çekmişti:çocuğun  biri oyuncağa binmiş,oyuncak onu havaya fırlatıyor,ama çocuğun suratında  sevinç,korku,heyecan hiç bir ifade yok,bizde olsa çığlık çığlığa,'anneee bakkk' gibi bişeyler olurdu enazından.Gülemenin ne demek olduğunu görmemiş  çocukcağız kimseden:)
--burdaki insanların yaşam tarzları,ahlak anlayışları çok farklı.İnsan hayatında din,ahlak,etik gibi değrler olmayınca nasıl bir yaşantı sürebileceklerini gözlemledim burda.
--Ama Avrupa insanın şu yönünü takdir ettim,çok tasvip edilecek bir yaşantıları olmasa da başka yaşantılara,düşüncelere  karşı çok saygılılarSenin bir şeyden hoşlanmadığını anladıkları zaman,sana onu yapmazlar ve hor gözmezler.Sanırım bizde eksik olan da bu.
       Herşeye rağmen Erasmus olmak güzel bir duygu,daha şimdiden ufkum çok açıldı,hayata bakış açım değişiyor,değişik yaşantılar,çok farklı kişilikler tanıma şansına sahip oluyorum,
Avrupa'nın diğer ülkelerine gitme oraları da görme şansım olacak.
Aklıma gelenler şimdilik bunlar.Bakalım bu Erasmus'da daha neler görecez,neler öğrenecez.Emin hayata,insanlara dair daha çok şey öğrenerek ayrılacam  burdan.
Birkaç kareyi de sizinle paylaşmak istiyorum:
   oyunlardan sonra son gün elimize Erasmus'sun E sine boyadılar
                         
            Trakai gezisinde bu dönemin Erasmus öğrencileri ile
oryantasyon haftasından:8 kişilik bir grup idik,elimize verdikleri resimdeki yeri bulmaya çalışıyorduk,yeri bulunca o yerle fotoğraf çekinmek gerekiyordu.Eğlenceli bir oyundu.


DERYA GÜNDÜZ
 
Facebook

Bizi takip edin!

ESOGÜ Bilişim GünleriESOGÜ Bilişim Günleri